bir iş gereği sık seyahat edilen zamanlar…

şehirler arası otobüs yolcu indirmek için ara durağa yanaşmak üzere yavaşlar. daha tam durmadan kapı açılır. kapıda dikilen iki muavin ciddiyetsiz bir tavırla “hadi insene” mealinde el hareketi çekerler. “durakta durduğunda ineceğim” denir ve kapıya doğru gidilmez, geride durulur ve bir yere tutunulur. derken aniden sırtta hissedilen bir el… ve muavin pislik tarafından giden aracın açık kapısından itilerek otoyola düşmek…


iki yuvarlanıp durmak… derken o şeritten kaptırmış gelen minibüsün, lastik reklamlarında yola fırlayan tavşana çarpmamak için zınk diye duran araç misali tam dibimde zınk diye durması… farlarla göz göze gelmek… gözlerimin kamaşması… o halde yerde yatarken dönüp baktığımda otobüsün plakasını seçememek, iki muavinin kapıdan sarkmış birbirlerine el şakası yaparak ve bana bakarak kahkahalarla gülmekte olduğunu görmek… bir şerit uzaklıktaki yol kenarında, duraktaki insanların “aa biri otobüsten düştü” diye gülüp eğlendiğini görmek… bir allah’ın kulunun bile insafa gelip yaklaşmaması, yardım etmeyi geçtim nezaketen “iyi misiniz?” diyenin bile çıkmaması.

sık seyahat eden kız arkadaşlardan “ayy muavin salak salak laf attı kafam bozuldu yaa offf” tipi anılar duymuştum. yalnız bulduğuna laf atan mı ararsın, direkt otobüsten atan mı ararsın… ne ararsan var!!!!!! şansın yoksa, iyi insanlar yoksa… ne ararsan var!

Kategori

Anılar,

Son Güncelleme 2 Ağustos 2024